Ismail Kaplan
Turgut Öker ile dostluğumuz; 23 yıl önce 1988 yılında Hamburg Alevi Örgütlenmesi ile başladı ve giderek gelişen candan bir dostluğa dönüştü.
Her ikimiz de bu dostluğun ne kadar sağlam ve güvenilir olduğunu biliriz. Bu kadar uzun süre içinde, Alevilik ve Alevi hakları söz konusu olduğunda, duruşlar ve atılacak adımlar konusunda aramızda en küçük bir görüş ayrılığı yaşamamışızdır.
Turgut Öker, 12 Haziran 2011 Türkiye Genel Seçimlerinde İstanbul 1. Bölge`den adaylık kararını, Alevi geleneği gereğince Genel Başkanı olduğu örgütlerden rızalık alarak vermiştir. Turgut Öker, hem kişisel hem de örgütsel rizikolar içermesine rağmen, Türkiye`de Alevi haklarının tamamen yok olması ve giderek Aleviliğin yok olması tehlikesini gördüğü için, tabanını ikna ederek böylesi rizikolu bir adımı atmıştır. Turgut Öker`in deyimi ile “amaç milletvekili olmak ve meclisin olanaklarından faydalanmak” değildir. Amaç, insan hakları konusunda Avrupa deneyimlerini, Türkiye`deki Alevi hakları konusunda halkla paylaşmak ve Türkiye Parlamentosunu ve hükümetini bu hakların gerçekleşmesine zorlamaktır. Turgut Öker; Alevi haklarının sadece ve sadece Alevilerin kendi mücadeleleri ile alınabileceğini savunmaktadır. Zaten hiçbir partinin Alevilere kendiliklerinden hak vermedikleri şimdiye kadarki politikalarından anlaşılmıştır.
Şimdi Turgut Öker`in Avrupa`daki Alevi örgütlenmesindeki belirleyici rolüne değinelim:
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), son 12 yılda Turgut Öker ile büyüdü ve kalıcılaştı.
Örgüt kurmak çok büyük bir marifet gerektirmiyor. Almanya`da yedi kişi bir araya gelirse tüzel kişilik olarak dernek statüsünde örgütlenebiliyorlar. Yine çok fazla bir beceriye gerek olmadan -neredeyse bedava olan- iletişim araçlarını kullanarak sanal alemde böylesi bir derneği uzun süre yaşatmak mümkün. Asıl marifet, iyi bir temle kurarak, süreklilik kazanacak bir örgütlenme yaratmaktır.
Tüm eksikliklerine rağmen AABF, dışarıdan herhangi bir maddi ve manevi destek almaksızın gerçekten kendi yağı ile kavrularak ve 23 yılı aşkın bir süre içinde sürekli büyüyerek yol almıştır. Şu andaki duruma bakarsak, AABF en az gelecek 50 yılda var olabileceğini gösteren gelişmeyi yakalamıştır. Bunun bir falcı söylemi olmadığını; geçmişteki son 10 yıldaki olumlu gelişmeler gösteriyor. Örneğin 80 in üstünde cem evinin kurulmuş olması ve birçoğunun borcunun bitmiş olması, genç Alevilerin örgütlenmenin her kademesinde aktif olarak yer almaları ve çocuklara Alman resmi okullarında Alevilik derslerinin verilmesi, bu gelişmelere örnektir.
Bu gelişmelere Alevilerin Sesi dergisinin son 17 yıldır aralıksız yayınlanması, son üç yıldır AABF ile iç içe yayın yapan YOL TV`nin varlığı gibi diğer çalışma alanlarını da katabiliriz.
Artık cem evi açılışlarına en üst düzey politik ve devlet yetkilileri katılıyorlar. Parti temsilcileri ve hükümet yetkilileri, konuşmalarında AABF`nin varlığını Almanya`nın çok kültürlü plüralist yapısına örnek gösteriyorlar.
Kazanımları sağlayan örgütsel yapının gücüdür, ancak orkestra şefinin rolü büyüktür.
AABF`nin kuruluşundan beri etkin olan ve son 10 yıla Genel Başkan olarak damgasını vuran Turgut Öker; AABF`nin kendi öz gücü ile güvenli, barışçıl, güçlü ve bağımsız bir çizgi yaratabileceğini göstermiştir. AABF; Diyanet`in Alevileri asimile etme politikasını sadece Almanya`da değil, Türkiye`de de etkisizleştirmede önemli bir rol üstlenmiştir. Öker; Almanya`da ve Avrupa`nın diğer ülkelerinde özgür örgütlenmenin sonucu; Alevilerin kendi inanç ve kültürlerini serbestçe yaşayabilecekleri ortamı yaratmada öncü olmuştur.
20 yıllık örgütlenmede verilen mücadelede her adımda “rızalık” ilkesine dayalı barışçıl tavır, “tek kişinin burnu bile kanamadan” Alevi varlığının dünyaya tanıtılmasını sağlamıştır.
Genel Başkan Turgut Öker`in tüm bu kazanımları tek başına kazanmadığını biliyoruz. Ancak ekip kurarak ve plüralist bir yapı içinde ortak aklı oluşturarak birlik içinde hareket etmeyi sağlamak, çok büyük ölçüde genel başkanın marifetidir.
AABF`nin başarı sırrı, tüm Alevi dokularını aynı çatı altında örgütlemesinde yatıyor.
Burada ortaya konulan “hüner”; algıları, düşünceleri ve inanç düzeyleri farklı olan ancak ortak bir kimliğe yani; Aleviliğe sahip çıkan insanları aynı çatı altında toplamak ve var olan doğal çelişkileri bölünmeye meydan vermeyecek biçimde kanalize etmek ve o insanları uzun sürede aynı çatı altında “ortak bir payda” ile barındırmaktır. İşte Alevi örgütlenmesinin ana zorluğu ve aynı zamanda da “birliğin” sırrı burada yatmaktadır. Alevi örgütlenmesi tarihsel ezilmişlik nedeniyle kesintiye uğramıştır. Yeni modern çağın Alevileri; yeniden ve yeni bir biçimde örgütlenmek ve “birliğe ulaşmak” zorunda kalmışlardır. Avrupa`da ve Türkiye`de, Türkiye`nin her yöresinden değişik dokulara (Kızılbaş, Tahtacı, Bektaşi v.s.) mensup Aleviler bir araya gelerek Alevi Kültür Merkezleri`ni oluşturmuşlardır. Birbirini hiç tanımayan bu insanların inançlarındaki var olan birliktelik bu örgütlenmeyi kolaylaştırmıştır. AABF içinde tüzüksel düzeyde oluşan “AABF İnanç Kurulu” inanç birliğini sağlayıcı karakterdedir. AABF`de Dedeler Kurulu olarak başlayan yapının fikir babası Turgut Öker`dir.
Yukarıda anlatılan plüralist örgütlenme yapısını uygulayan ve dengeleri sürekli sağlıklı bir biçimde koruyan lider Turgut Öker`dir.
“Ortak akıl”a oluşturan lider: Turgut Öker
; zaten tercihini yapmıştır. Kökeni, dili, memleketi, ocağı, süreği ne olursa olsun kendini “Alevi” olarak belirleyen herkesi kucaklamak ve tüm Alevilerin örgütü olmak Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu`nun kuruluşunda benimsenen ilke olmuştur. Bu nedenle de AABF; alt dokulardan birini örneğin Bektaşi, Dersim Alevileri, Türk Alevileri, Pir Sultanı sevenler v.s. değil, üst kimliği belirleyen “Alevi” adı ile kurulmuştur. Dolaysıyla böylesi heterojen bir yapıda ortaya çıkan sorunlar mutlaka “rızalık” prensibi ışığında uzlaşma yoluyla çözülmek zorundadır.
Değişik dokulardan Alevilerin Alevi Kültür merkezlerinde bir araya gelerek örgütlenmeleri; sadece insanları bir araya getirmemiş aynı zamanda onların öğretileri, gelenekleri, duyguları bir araya gelmiş ve yeni bir “Alevilik sentezi”nin oluşmasının zeminini hazırlamıştır. Örgütlenmeyi zorlaştırıcı gibi gözüken farklı yöre Alevilerinin bir araya gelmesi; Aleviliğin “yeniden doğuşunu” ve “farklılıkların bir arada olmasının olumluluğunu” kanıtlamıştır. Alevi Kültür Merkezlerinin kuruluş yıllarında (1990 -2000 yıllarında); Alevi örgüt binalarına Türk Ya da Alman bayrağı asmak, Atatürk resmini cemlerde asmak, Aleviliği İslam içi Ya da dışında belirlemek gibi tavırlar ya da Türk, Kürt ve Arap gibi farklı kökenden kaynaklanan - Alevilik dışından gelen- farklı çizgiler nedeniyle bazen kavgalara, küsmelere ve hatta ihraçlara yol açan çelişkiler yaşanmıştır. Bu çelişkiler, son 10 yıl içinde önemini kaybetmiş, neredeyse yok olmuştur. Tüm bu tartışmaların azalmasında; Alevi cem ibadetinin içeriğine ve orada dile getirilen yol gösterici Alevi büyüklerinin sözlerine ve Alevi sembollerine sahip çıkmak ve Alevi Kültür Merkezlerinde ve cemlerde öncelikle bu değerlere yer vermek belirleyici olmuştur. AABF`deki yöneticilerin büyük çoğunluğu tavırları ile bu süreci olumlu yönde desteklemişlerdir, ancak Genel Başkan Turgut Öker`in bu gelişmede payı çok büyüktür.
Ortak akılla hareket ederek başarıya ulaşmaya en bariz örnek Alevilik dersleri gösterilebilir. 2006-2007 yıllarında Alevilik derslerinin içerikleri belirlenirken; Alevi Birlikleri Federasyonu`na bağlı tüm Alevi Kültür Merkezleri Yöneticileri “inançla, ibadetle ve geleneklerle ilgili ortak değerlere” destek vermişler ve Alevilik Dersleri Ders Programını oy birliği ile kabul etmişlerdir. Bu olumlu sonucun oluşmasında; katılımcı, paylaşımcı ve rızalık alıcı çalışma yöntemi önemli rol oynamıştır. Yani; derslerin içeriği daha taslak halindeyken, tüm Alevi kültür Merkezlerine, ilgisi ve bilgisi olan eğiticilere ve dedelere gönderilmiş, onlardan görüş bildirmeleri istenmiştir. Gelen görüşler taslağa eklenerek yeniden aynı birimlere gönderilmiştir. Bu son taslak genel kurulda tanıtılmış ve orada gelen öneriler de dikkate alınmıştır. Aleviler bu örnekle; artık “tek kitap”, “tek millet”, “tek bilen”, “tek tarihi belge” yerine; zahmetli ama rızalıkla oluşmuş “ortak akılı” tercih ettiklerini göstermişlerdir. Turgut Öker başından beri bu tür barışçıl duruşları üretmiş, uygulanmasına ön ayak olmuş ve korumuştur.
Lider Turgut Öker`in özellikleri:
Turgut Öker cesaretlidir.
Geçtiğimiz 20 yıl içinde, her yöneticinin cesaret edemediği bir çok konuyu, iyi bir zamanlama ile gündeme getirmiş ve Alevi toplumunu bu konularda ikna etmiştir. Alevi adı ile örgütlenme, cem evlerinin oluşturulması, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu`nun oluşması, Alevilerin Sesi dergisinin ortaya çıkması, YOL TV`nin oluşması gibi bir çok hayati konunun hem fikirsel olarak oluşması hem de pratiğe geçirilmesi büyük oranda Turgut Öker`in eseridir.
Turgut Öker çalışkandır.
O, Alevi hakları uğruna uzun yıllar gece gündüz demeden ve kimse buna onu zorlamamışken şehir şehir Alevi Kültür Merkezleri`nin oluşmasında, olgunlaşmasında ve sorunların çözümünde etkin olmuş, toplumun saygısını kazanmıştır.
Turgut Öker`in özü ve sözü birdir, şeffaftır:
Turgut Öker, kendi toplumuna ne diyorsa, dışarıda aynısını söyler. Hiç kimseden çekinmeden Alevi sorunlarını ve çözümlerini dile getirir. Örneğin; AABF`ye gelen AKP Bakanı Faruk Çelik`e, basının önünde “Alevi açılımı ile Alevilerin asimilasyonunu amaçlıyorsunuz.” demiştir.
Turgut Öker, sol eğilimlidir, ancak her şeyden önce Alevidir.
Kendisinin, Alevilerin barışçı bir mücadele yoluyla eşit toplum olabileceklerine inancı tamdır. Bunu her zaman vurgulamakta ve uygulamaktadır.
Turgut Öker, Aleviliğin politik çıkarlardan, ideolojilerden ve partilerden bağımsız kendine özgü çizgisi konusunda tavizsizdir.
Turgut Öker, Alevi toplumunun umududur.
Son 10 yıl içinde Turgut Öker tartışmasız olarak Avrupa Alevi toplumun lideri olmuştur.
Şimdi o, 12 Haziran 2011 seçimlerinde, Avrupa Alevi örgütlenmesinin rızalığı ile İstanbul`dan 1. Bölgeden bağımsız milletvekilliği adayıdır. Turgut Öker bu süreç içinde ve sonunda Türkiye Alevilerinin de lideri olacaktır. Buna da benim inancım tamdır.
Hızır yardımcısı olsun!
13.04.2011, Köln






























